25 Kasım 2009 Çarşamba

Of Shoes and Women

Dün akşam Harvey Nichols'da ayakkabı reyonunda gezinirken lafladığım görevliden artık Hunter satmadıklarını çünkü geçen sene sattıkları Hunter'ların lastiğinin devamlı beyaz bir madde kustuğunu dolayısıyla satış sonrası epey problem yaşadıklarını öğrendim. Hunter almak isteyenlere duyurulur.

Zaha Hadid'in Melissa için tasarladığı ayakkabılar için ise "Evet, bunları da Mars'tan müşteri gelirse satacağız." dedi, çok güldüm.

Dolce and Gabbana pumps'ları bir ara gerçekten elime alıp okşadım. Bazılarının altı yumuşak bir maddeyle kaplanmıştı, bir tanesinin ise altı fuşya-üstü pudra rengiydi. O dakika bir D&G ayakkabının sekse bin basacağına karar verdim.

Salvatore Ferragamo'nun Varina adlı modeline bayıldım; indirimde affetmem. Yalnız morunu değil, taş rengini alırım.

Tory Burch'ün çok fazla modelini getirmemişler; beğendiklerimin de benim ayağıma göre olanı yoktu. Kutup ayısının nefesini en çok ayakkabı bakarken ensemde hissediyorum.

Blahnik sevmem, kafesine bakmadım bile. Hoş, "Baksan alabilecek miydin?" de diyebilirsiniz tabii. Bugüne kadar sadece bir çift Blahnik beğendim, bizi para ayırdı. Ayrıldığım adamları unuturum lakin beğenip de bir sebepten alamadığım ayakkabıları asla unutmam.

Ayakkabıda en sevdiğim marka Christian Louboutin olduğu üzere, sabah Net-a-Porter'de gördüğüm, yeni çıkan bu ayakkabıya da bayıldım. Nerde antin-kuntin bir ayakkabı var, orda Müge var.

Başlıkta Of Mice and Men'e gönderme yaptım.

24 Kasım 2009 Salı

Quentin Blake



Quentin Blake imzalı kartpostallar, fincanlar, paket kağıtları için...

Quentin Blake'in illüstratörlüğünü yaptığı Roald Dahl kitapları arasında en çok The Twits ve Matilda'yı seviyorum.

23 Kasım 2009 Pazartesi

O wow Blair!

Bu Cumartesi sabah 5 buçuğa kadar seyrettiğim 8 GG bölümüyle nihayet 1. sezonu kapatmama 2 bölüm kaldı. Onları da bu akşam hallederim zaten. Lakin Blair'ciğimin şu kıyafetine hasta oldum. Desenli çorap konusunda çok rahat değilimdir ama şu kıyafeti getirsinler, olduğu gibi giymezsem şerefsizim. Blair'in kendisine ise ayrıca hastayım.

20 Kasım 2009 Cuma

Bu haftalık yangın olayına hiç girmiyorum.

Aşk-ı Memnu evinde bölüm sonunda müştemilat dışında yangın alarmını duyan olmazken kimilerinin uykusunun tilki uykusu kadar hafif olduğu dikkatimi çekti. Birini öpüyorsun, hemen ayaklanıyor, ötekinin odasının kapısını hafifçe kapatıyorsun, hemen gözlerini açıveriyor. Algıda seçiçilik dedikleri herhalde bu olsa gerek. Çok affedersiniz, beni… Neyse yani, ben ağır uyurum demek istiyorum.

Nihal’in yeni odasını da gördük, bordele dönmüş. Üstelik leylak tonlarıyla laciverdin ne alakası var, anlayamadım; arkadaki raflar acayip sırıtıyor. Yalnız ben de o tarz bir şeyler istediğimden o Venedik işi aynayı ve tuvalet masasının önünde duran Marilyn Monroe baskılı pleksi sandalyeyi beğendim. Hoş, bunun Monroe’lu olanı benim için fazla pop, ben sade bir şey arıyorum. Fakat ben bu mızmız, sinsi, kör âşık kızın her şeyinden fena bıktım. Üstelik geçen sezon Saint Benoit’yı birincilikle bitirecek hırsta bir kızın bu hali hiç inandırıcı değil. Kimse de buna “Kızım, azıcık ders çalış, hayatta ne yapmak istediğine karar ver, baban zengin olabilir ama eğitim önemli.” falan demiyor. Ben o Matmazel’in de aklına turp sıkayım, bir bildiği piyano.

Gördüğünüz gibi Elif de diziden son çekini aldı. Yalnız yok ben Paris’e gidiyorum falan diye niye arıyorsun kızım Behlül’ü, tahmin edemiyor musun tavrının ne olacağını? Hakarete, aşağılanmaya doyamadı bir türlü bu kız. Adamın daha baştan telefonu açışında meymenet yok, “Ne istiyorsun?” diye açıyor. Ben olsam, telefonuma böyle cevap veren adama ana-avrat saydırırım, bu daha hala laf anlatmaya çalışıyor.

Sonra Bihter neden hep Behlül’le konuşurken Ednan Bey odaya girince "Peyker’le konuşuyordum." diyor? Bir; hesap vermek zorunda mısın, soruyor mu ki adam? İki, herifin Peyker’le check etme imkânı var, bir kere zaten yakalandın. Hiç mi arkadaşın yok? Başka birinin adını ver. Herkesin cirit attığı, kapıları dinlediği evde birbirleriyle konuşurken “Behlül, Behlül! Bihter, Bihter!” diye bağırmaları yok mu? Yav, değişik bir isim söylesene, kodlu konuşsana. Pes! Bir de zaten bütün gün aynı evin içinde birbirlerini arayıp duruyorlar, bence bas-konuş alsınlar.

Geçen sezondan "inadım inat, kıçım iki kanat Adnan" suratı

Dikkatimi çeken bir başka detay şu oldu: Bihter sabah uyanınca kırmızı bir elbiseyi giydi. Taştı maşallah! Öğlene kalmadı üstünü değiştirdi; siyah bir elbise giydi. Akşam yemekten sonra yine üstünü değiştirdi, döşemelik kumaştan bir şeyler giydi. En son da pançoyla gördük kendisini. Hoş, bana göre the more the merrier ama enteresan tabii. Yalnız geçenlerde denedim; Bihter’in bu bölümde giydiği o diz üstü siyah süet çizmelerden ben de alacağım. Bak artık buna da bir laf etmeyin, rica ediyorum.

Beşir’in yaptığı şey ise literatürde stalking, voyeurism ve amateur diye geçiyor. Bu kategorilerden giriş yaparsa başarılı olur. Bihter ve Behlül’e ise aşk yuvalarına en acilinden perde almalarını tavsiye ediyorum. Ben de hala perde alamadım ama bana göre hava hoş. Ben hem sekizinci katta oturuyorum, hem bir yamuğum yok.

Kadınların kulüpte toplandığı sahneye dair de bir çift lafım olacak; dizi sorumlularını en kötü figüranları bulup, o sahneyi çekebilecekleri en beceriksiz, en suni şekilde çektikleri ve diğerlerinin de o esnada figüranlardan pek farkı kalmadığı için tebrik ediyorum. “Biz figüranız, evet, şimdi sanki biz de sosyete mensubuymuşuz gibi bu insanlarla selamlaşıp, hal-hatır soruyoruz.” ve “Figuranlarla selamlaşıp, kötü yazılmış diyaloglarla onlarla sanki cemiyetten 40 yıllık ahbabımızmış gibi hoş-beş ediyoruz.” hissiyatını iliklerime kadar hissettim. Bu da bir başarıdır, bravo!

19 Kasım 2009 Perşembe

Mr. Switch