Follow Me on Pinterest

27 Aralık 2011 Salı

Gözlük fiyatları karşısında şoke oldum, millet.

Sanki çok şartmış gibi değiştirilen yeni blog şablonuna ve bunun insanı Google Chrome kullanmaya mecbur etmesine boş bir vaktimde bilahare saydıracağım fakat şimdi başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. 
Dizi dizi güneş gözlüğü alan bir insan değilim. Sadece bir güneş gözlüğüm vardı ama o da, bu yaz Gümüşlük'te kırılınca idareten benzinciden gözlük alıp yoluma devam ettim. Ama benzinciden alınmış gözlükle hayat geçmeyeceğinin ben de farkındayım elbette. Dolayısıyla bugün, "Bunlar kışın daha ucuzdur herhalde," diye düşünüp gözlük bakmaya gittim. Öncelikle kışlık fiyatları buysa, insan yazlık fiyatları nedir acaba diye düşünmeden edemiyor. Hayır, alt tarafı gözlük yani! Gucci bir gözlük beğendim, indirimli fiyatı 608 TL. Ayrıca 1500 liralık gözlükler de gördü bu gözler bugün. Hiç de çekinmem valla, adama, "On, on beş gözlük fiyatına insan ikinci el Fiat alır valla," dedim. "Doğru diyorsunuz, alır hakikaten," dedi adam da. Ama sonra, "Taksit yapıyoruz," diye ekledi. Ben de, "Ben cebimden çıkan paraya bakarım," dedim. Ay neyse, o onu dedi, ben bunu dedim diye gidiyor bu yazı. 
Hayır, herhalde otuz küsur gözlük denedim. Miu Miu, Chloé gözlükler daha ucuz falan ama huyumu zikiym çok affedersiniz, bir şeyi beğendim mi, başkasını hayatta beğenmem. Takıldım şimdi o gözlüğe. Ama sanmıyorum ki, paraya kıyıp 600 liraya gözlük alayım. Bakalım, bu sıralar alışveriş konusunda zaten iyice cimrileştim. Teyzeler gibi, "Ona o para verilir mi? Bu dandik kumaş hayatta bu kadar etmez. Bu yıkayınca çeker, bunun modası iki güne geçer. Parayı kolay mı kazanıyoruz?" falan diye diye huyum suyum değişti valla. Nerde her gittiği yerden eli kolu torbalarla çıkan Müge, nerede bu hesabını bilen emekli öğretmen tadındaki Müge? Ama bundan sonra bir küçük rakıyı devirip alışverişe öyle çıkarsam, elimin açılacağını sanıyorum.         

19 Aralık 2011 Pazartesi

Bak, bu son olsun, Murat!



Ben bu kuşu kalkmaz Murat'a çok gıcığım. Başlarda sadece kötürümdü, sonlara doğru kötücül oldu. (Yaptığım bu ucuz kelime oyunundan kendim bile tiksindim ya, neyse.) Ölemedin gittin be evladım! Seyirci canından bezdi senin yüzünden. Sezon başında kendisini vurmaya kalkışıp Aylin'i vurdu ama bakalım bu sefer turnayı gözünden vurabilecek mi? Party pooper, ne olucak? Aylin'in düğününü mahvedecek gibi duruyor. "Abi, sana düğün hediyesi vericem, öyle bir hediye vericem, ay unutamayacaksın, dur az bekle, vericem!" Altın fiyatları almış başını gitmiş yavrum, bir cumhuriyet altını taksan abine o bile unutulmaz olurdu günümüz ekonomik şartlarında.

Legarage Pierreblanc


500 Euro

450 Euro

16 Aralık 2011 Cuma

15 Aralık 2011 Perşembe

Katlı saç kesimine düşmanım.

Üç ay kadar önce saçımı kestirdim, o günden beri saçımla ilgili hala çok mutsuzum. Oysa insan genelde bir haftaya alışır yeni haline. Böyle katlı, katlı, benimle hiç ilgisi olmayan, sportif görünümlü ve demode saç kesimli bir kafa. Allahtan toplanabiliyor. O da şöyle tabii, adam gibi bir at kuyruğu olmuyor da arkada tavşan ponponu gibi komik ötesi bir şey kalıyor. Tek iyiliği birbirine dolanmaması, şu kış günlerinde rahat kurutulması. Saçımı bir daha katlı kestirirsem n'olayım. Ama anladım ki, katlı kesim kuaförlerin en sevdiği şey. "Kat keselim, hacimli durur, hareket gelir." Ay yazarken sinirlendim valla. Ayrıca onun o hacim dediği şey yüzünden kafam aslan başı gibi kocaman görünür oldu. Kuaförden çıktığım gün ağlamaklı bir halim vardı. (Müge'ye not: İçimden ağlıyordum.)  


Yine hep at kuyruğu ya da topuz yapsam da, uzun saçlarımı o kadar özlüyorum ki. Ne güzeldir uzun saç kadında. Üstelik binbir şekle girer; su dalgasını, uzun saçlardaki fönü, topuzu, buklelerimi özledim. Bu yazıyı niye yazdım, ne anlattım ben bile anlamadım valla. Saçlarıma ağlayasım gelmiş yine. Bu konuda gerçekten çok mutsuzum, sevgili bayanlar.    

14 Aralık 2011 Çarşamba

Blake Lively

Blake Lively, Allah için ışıl, ışıl, güzel kız. Ayrıca onun o neşeli halini, rahat tavırlarını da beğeniyorum ama kendisinin ne yazık ki Ferhunde gibi bir çemçük ağızlı olduğunu da itiraf etmek lazım.  

Neyse, internette fotoğraflarına bakarken, her ünlü için yapıldığı üzere, kendisi için de, "Makyajsız hali çok çirkin, a-ha böyle," falan tadında yazı ve fotoğraflara rastladım. Bu da güzel iş, haa! Ünlünün makyajsız halini bul, sonra da bu, aslında çirkin bir kadın de. Arkadaşım, biz de makyaj yapıyoruz, zaman zaman yaptırıyoruz da, şu malzeme bizden çıkıyor mu? Ünlülerin makyajsız fotoğraflarıyla moral bulanların makyajlı halleri bir şeye benzemiyor da, makyajsız, saç-baş dağınık halleri çok mu güzel? Oysa ben bazı sabahlar yüz-göz şiş uyanınca kendimden korktuğum için hayatta makyaj diye bir şeyin varlığına yatıp kalkıp şükrediyorum.    

Son olarak, yine gezinirken Madonna'nın şöyle bir fotoğrafını buldum. Ne diyeceğimi bilemiyorum; Madonna ister makyajlı, ister makyajsız gezsin ama yeter ki çıplak gezmesin. Hatta mümkünse kol boyunda, truvakar koldan fazla açılmasın.      

13 Aralık 2011 Salı

Dizimizde bu hafta...



Şu fragmanı görünce öyle sinir oldum ki, anlatamam. Dizinin başından beri en sinir olduğum karakter zaten Cemile. Evet, Carolin, Ali vs. bunlar kötü karakterler ama Cemile süzme salak ve düz bir karakter. Gerçi bilemem, belki öyle olması gerektiği için öyle yazıyorladır onu.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Fotoselli de bir yere kadar.

Önce muslukları, ışıkları, sonra sabunlukları, kağıt havlulukları çıktı. Hoş, ışıkları da bir dert ya, devamlı kımıldamak gerekiyor. Bir çalışan, bir çalışmayan, üstüne üstlük hep azar azar akan fotoselli muslukları kırasım gelir benim mesela. Başka türlüsü de yok ki bunların zaten. El yıkamak gibi basit bir aktiviteyi bile büyük bir eziyet kaynağı yaptılar insana. Ama en son fotoselli sifonlar çıktı ki, bunlar da bir yere kadar artık. O ne büyük stres kaynağıdır insana yav, hacetimi gördükten sonra kendiliğinden çekilecek mi, çekilmeyecek mi diye insanı böyle büyük ikilemde bırakan başka bir alet yok yani. Olmaz olsun. Manuele dönelim bazı şeylerde, gözünüzü seveyim. Kurda sormuşlar ensen niye kalın diye, kendi işimi kendim gördüğümden demiş.    

9 Aralık 2011 Cuma

Jimmy Choo coffee cup holder

Gün geçmiyor ki, moda endüstrisinin başka bir çakallığına şaşırmayayım, sevgili bayanlar. Bakınız, şu yanda gördüğünüz şey, 105 euro fiyatında, Jimmy Choo marka bir kahve bardağı tutacağı. Yılan derisi gibi olanı da var. i-Phone, i-Pad kılıflarını anladım da, bunu anlayamadım. Fırın eldiveni, tencere tutacağı falan da çıkarsınlar bari artık. Bir gün Starbucks'ta falan bir kadın yanımda şunlardan çıkarıp kahve fincanına geçirse, o kadını bir temiz dövesim gelebilir benim.  
Ürünün tek faydası daha az kağıt sarfiyatı olabilir ama ben onu zamanında çantamda o el yakmazlardan birini devamlı taşıyarak ve her sabah kahve alırken onu kullanarak çözmüştüm zaten. Ayrıca insan o kadar çevre dostuysa, kendi bardağını da yanında taşıyabilir ki bunu yapan arkadaşlarım da vardı.